REKLAM ALANI
REKLAM ALANI

Site Rengi

İslam'a Gönül Verenlerin Sitesi

ZEYNEP binti CAHŞ

ZEYNEP binti CAHŞ
REKLAM ALANI

Resûlullah’ın Eşi, Mü’minlerin Annesi

Zeynep binti Cahş, Resûlüllah’ın halası olan Ümeyye binti Abdulmuttalib’in kızıdır. Asıl adı  “Berra dır. “Zeynep” ismini ona Resûlüllah vermiştir. Zeynep’in babası Mekke’ye dışardan gelip yerleşmiş bulunan Cahş b. Riyab’dır. Zeynep, Mekke’de 588 yılında doğmuş ve hicretin beşinci yılında Hz. Peygamberle evlenmiştir. Künyesi “Ümmü’l-Hakem” olan Zeynep Medine’ye ilk hicret eden hanım sahabiler arasında yer alır .

Kendini Hz. Aişe’ye rakip sayan hanımların birincisidir. Nitekim aynı ifadeyi Hz. Aişe de kullanır ve Zeynep için “kendini benimle bir sayardı” der. Hz. Zeynep bu hususta haksız da değildir. Çünkü o, hem Resûlüllah’ın halasının kızı, hem de çok güzel ve zeki bir kadındır .

Zeynep binti Cahş, ilk Müslümanlardan oluşu, itikadî ve amelî meselelerdeki hassasiyeti ve takvâsı ile Hz. Muhammed de dahil herkesin dikkatini çekiyordu. Bu münasebetle Resûlüllah’ın ona büyük bir sevgi ve saygısı vardı . Zeynep validemiz samimi bir Müslüman ve inançlarına bağlı bir mümindi. O,  Allah’ı hoşnut etmeyecek her hareketten uzak bir hayatı yaşamayı prensip edinmişti. Hz. Zeynep için Resûlüllah  “evvah” sıfatını takmıştı. Sahâbe-i kiram Resûlüllah’a  “ya Resûlüllah evvâh nedir? diye sorduklarında Hz. Peygamber: Evvah: Namazda alçak gönüllü ve mütevazi, Allah’a içten yalvarıcı ve yalnız O’ndan dileyici” diye izah etmişti  (Buharî, Teheccüd, 18).

Hz. Aişe onun hakkında şöyle demiştir: Din konusunda Zeynep’ten daha hayırlı bir kadın görmedim. O, Allah’a karşı en saygılı, sözü en doğru, akrabayı en çok gözeten ve en çok sadaka veren bir kadındır. Hz. Aişe’ye iftira atıldığı zaman o, “Aişe hakkında iyilikten başka bir şey bilmiyorum” diyerek rakibi hakkında iyi niyetle şahadette bulunmuştu. Cömertliği, âlicenaplığı ve yardımseverliği ile şöhret yapmıştı. Çalışarak rızkını kazanır, kazandığını fakirlere ve Allah yolunda harcardı .

İlk evliliğini Peygamberimizin kölesi iken azat ettiği ve bir evlat sevgisiyle sevdiği Zeyd b. Harise ile yaptı.

 

A- Hz. Zeynep’in Zeyd b. Harise İle Evliliği ve Yaşadığı  Dönemde Sosyal Hayat

Zeyd b. Harise azatlı bir köle idi. Hz. Peygamber, halasının kızı olan olan Zeynep’i Zeyd ile bizzat kendisi evlendirmişti. Eski Arap geleneğine göre asil bir kadın bir köle ile evlenemezdi. Öteden beri cahiliye döneminde, esir olan insanlara, ikinci sınıf insan olarak, hor ve hakir nazarıyla bakılırdı.  Bu kişiler her ne kadar daha sonradan hürriyete kavuşturulsa da, toplumda yerleşen yanlış telakkiden dolayı, konulan bu sınıf farkı engelini aşamazlardı. Araplar soy bağına önem veriyorlar, insanları şahsî marifet ve erdemlerinden ziyade, geldiği soya göre sınıflandırıp değerlendiriyorlardı. Halbuki İslâmiyet bütün insanları yaratılış bakımından eşit sayıyordu. Bu sebeple Resûl-i Ekrem, eski gelenek ve anlayışın ortadan kaldırılmasını önce kendi akrabası arasında uygulamaya başladı. Böylece eski gelenek yıkılmış oluyordu .

Bilindiği gibi Resûlüllah’ın en önemli tebliğ metodlarından biri de Allah tarafından gelen emir ve yasakları önce kendisinde uygulaması, şâyet bunları kendi şahsında uygulama imkânı yoksa veya böyle bir imkân bulamamışsa, o emir ve yasakları en yakın akrabasına uygulamasıydı. Zira ona göre Allah korkusu ve takvâdan başka hiçbir faktör insanlara ayrıcalık getirmemeliydi. Nitekim Kur’an bu konuda “Allah katında en şerefliniz, takvâca en ileri olanınızdır” (Hucurât, 49/13) diyordu. Fakat, Cahiliye döneminden beri devam edip gelen imtiyazlı sınıf hakimiyeti, ortadan kalkmalıydı. İslâm toplumu eşitlik ve adalet üzerine teessüs etmeliydi. Bunun için de en hassas konulardan biri olan evlilikle bu iş gerçekleşmeliydi.

Medine’ye hicret eden halasının kızı ve Abdullah b. Cahş’ın da kız kardeşi olan Zeynep, bu evlilik için uygun bir adaydı. Zeynep’in evliliğinden söz edildiği bir günde Resûlüllah  eski ve kötü âdetin kaldırılma zamanının geldiğine hükmederek Zeynep’i evlatlığı Zeyd için istedi. Fakat, ne Zeynep ne kardeşi Abdullah, soylu ve hür bir kadının azat ta edilmiş olsa bir köle ile evlenme fikrini hoş karşılamadılar. İkisi de Hz. Peygambere böyle birinin kendilerine uygun olup olmayacağını sordular. Onlara göre asil birinin kızı azat edilmiş bir köle ile evlenemezdi. Zeynep daha da ileri giderek kendisinin böyle biri ile evlenemeyeceğini söyledi. O dönemde örf ve geleneklerin tesiri o kadar güçlü idi ki, Resûlüllah’ı bile geri çevirdiler.

Hz. Peygamber, Zeyd’in İslâm’daki ve kendi katındaki değerini onlara anlatıp onun anne ve baba tarafından da soylu bir kimse olduğunu söylemesine rağmen onlar bu evliliğin gerçekleşmesini istemiyorlardı. Bunun üzerine şu âyeti kerime nazil oldu: “Allah ve Resûlü bir işe karar verip hükmettiği zaman, mü’min bir erkekle, mü’min bir kadın için işlerinde muhayyerlik hakları yoktur. Kim Allah’a ve Resûlüne isyan ederse, muhakkak ki o, apaçık bir sapıklık etmiş olur” (Ahzâb, 33/36).

Hz. Zeynep, Allah ve Resûlü’nün emrine itaat etmek için bu evliliğe razı oldu. Ancak Zeyd’e bir türlü kalbi ısınmamış, devamlı bir huzursuzluk içerisindeydi. Evlendikten sonra da bu hoşnutsuzluğu devam etmiş, Zeyd ile arasında sevgi bağı oluşmamıştı. Zaman zaman da Zeyd’e karşı kendi üstünlüğünü söylemekten geri durmuyordu. Gerçekten de her iki taraf ta böyle bir evlilikten mutlu görünmüyordu. Bu evlenme isteksiz olduğu için eşler arasında ülfet meydana gelmedi ve bir sene sonra Zeyd, Resûlüllah’a müracaat ederek, bu evliliği götüremeyeceğini söylemişti. Hz. Peygamber de bundan çok müteessir oldu ve ona şunu tavsiye etti: Hanımını yanında tut ve Allah’tan kork. (Ahzâb, 33/37)” Yani kadını boşamanın, önemsiz bir mesele olmadığını, Allah katında sorumluluk getiren bir iş olduğunu düşün. Çünkü “ Allah katında helallerin en çirkini, boşamadır”  (Ebû Dâvûd, Talak,3).

Resûlüllah’ın tavsiyelerine rağmen Zeyd ile Zeynep geçinemediler. Zeyd’in komutanlık yapacak seviyedeki üstün vasıflarına rağmen, azadlı bir köle olması, Mekke’nin soylu ailelerinden birinin kızı olan Zeynep’in yanında onu küçük düşürüyordu. Dolayısıyla Zeyd, birlikte olmak istemediği eşini boşamaya kesin olarak karar verdi  Böylece Zeynep binti Cahş serbest kalmış oldu.

Aradan bir süre geçtikten sonra bu defa sıra başka bir kötü âdetin kaldırılmasına gelmişti. Bu âdet ise evlatlıkların hanımlarının öz evladın hanımı gibi kabul edilip öz gelin muamelesine tabi tutulması idi.

B-Evlatlık Müessesesinin Kaldırılması

Cahiliye döneminde, bâtıl âdetlerden bir tanesi; evlatlık olarak alınan çocukların öz evlat olarak telakki edilmesiydi. Bunun sonucu olarak evlat edinilen; nesep, evlenme, miras ve mahremiyet gibi konularda öz çocuk gibi kabul edilirdi. Bu dönemde bir çocuğu evlat edinmek isteyen kişi, halkın önünde onu evlat edindiğini söylediğinde, çocuk artık evlat edinilen kişinin öz oğlu sayılır; evlat edinenin adıyla çağrılır ve birbirlerine varis olurlardı. Hititler, Yunanlılar ve Romalılar’da da mevcut olan evlat edinme âdeti gereği Câhiliye devrinde evlat edinen kimse, evlatlığının hanımıyla da hiçbir şekilde evlenemiyordu. Böyle bir davranış o zamanki toplum telakkilerine göre büyük bir skandal sayılıyordu.

İslâm’dan önce Araplar arasında erkek çocukları evlat edinme anlayışı olduğundan Hz. Peygamber de bu konudaki hüküm bildirilmeden önce kölesi Zeyd b. Harise’yi evlat edindi. Evlatlık öz evlat gibi muamele gördüğünden başlangıçta Zeyd b. Harise’ye, Zeyd b. Muhammed deniliyordu. Bu anlayışa göre hareket edildiği takdirde elbetteki öz evlat ile baba arasındaki hükümler neyi gerektiriyorsa evlatlık ile baba arasındaki hukuk ta bunu gerektiriyordu. Bu durumdan anlaşıldığı gibi evlatlığın hanımı, öz oğlun hanımı gibi kabul ediliyordu.

Ne var ki, İslâm’ın ilk yıllarında eski geleneğin devamı olarak bir süre muhafaza edilen evlat edinme Medine döneminde nazil olan şu âyetle yasaklanmıştır: “ …Allah, evlatlıklarınızı öz oğullarınız gibi saymanızı meşru kılmamıştır. Bunlar sizin dillerinize doladığınız boş sözlerdir. Allah gerçeği söylemektedir; doğru yola O ulaştırır. Evlatlıkları babalarına nispet edin; bu, Allah katında en doğru olandır. Eğer babalarının kim olduğunu bilmiyorsanız bu takdirde onları din kardeşi ve dostlarınız olarak kabul edin. İçinizden kastederek yaptıklarınız bir yana, yanılmalarınızda size bir sorumluluk yoktur; Allah bağışlar ve merhamet eder” (Ahzâb, 33/4-5).

 İşte bu âyeti kerime ile Allah evlat edinme sebebi ile evlat edindikleri gerçek evlatlar olarak kabul etmediğinden Zeyd, bu âyetin nüzulünden sonra Zeyd b. Harise şeklinde öz babasına nispet edilerek çağrılmaya başlanmıştır. Hz. Muhammed’in duygusal bağlarla bağlı olduğu Zeyd’in evlatlıktan çıkarılması ile âyet yürürlüğe konmuş oluyordu. Buna göre onun hanımı olan Zeynep de Resûlüllah’ın öz gelini değildi.

Evlatlık müessesesinin Kur’an emri ile kaldırılmasından sonra bunun bir kalıntısı olan “evlatlık hanımlarının, evlat edinenler tarafından alınamayacağı” anlayışının da kaldırılması gerekiyordu. Uygulamadaki prensibe göre bu âdetin kaldırılmasında en uygun durumda olan ise bu defa Hz. Peygamber idi. Hz. Peygamber de bunu biliyordu.

 

C- Zeynep’in  Hz. Peygamberle  Evliliği  

Zeyd, Zeynep’i boşadıktan sonra Hz. Peygamber iki hadiseyle karşı karşıya kaldı. Bunlardan biri; arzu edilmeyen bir şekilde sonuçlanan bu evlilik sonucu halasının kızının dul kalması. İkincisi ise; Cahiliye düşüncesine göre, Zeynep ancak bir köle ile evlenebilirdi. Dolayısıyla Resûlüllah kendisini, akrabalarına karşı bu yarayı sarma zorunluluğunda hissediyordu. Çünkü,  Allah Resûlü, Cenab-ı Hakk’ın bildirmesiyle bir gün Zeynep’in kendi hanımı olacağını biliyordu. Ancak Zeyd evlatlığı olduğu için ortaya çıkacak fitne ve dedikodular onu korkutuyordu. Zira o günkü geleneğe göre bir kimsenin kendi evlatlığının boşadığı kadınla evlenmesi caiz değildi.

Lâkin İslâm’ın getirdiği bu prensip, kesinlikle kendisi üzerinde uygulanacaktı. Nitekim bu husus Kur’an’da şöyle ifade edilmektedir: “Allah’ın açığa çıkarıcı olduğu şeyi kalbinde gizliyordun. Ve halktan korkuyordun. Halbuki korkulmaya en ziyade layık olan Allah’tır. Zeyd, o kadından alakasını kesince biz onu sana nikahladık ki, evlatlıkları, eşleriyle ilişkilerini kestiğinde (o kadınlarla evlenmek isterlerse) mü’minlere bir güçlük olmasın. Allah’ın emri yerine getirilmiştir” (Ahzâb, 33/ 37).

Resûlüllah’a Zeynep’le evlenme hükmü çok ağır gelmesine rağmen,  Allah’ın emrini yerine getirmek için bunu reddetmek mümkün değildi. Çünkü bu evliliğin nikahı, bizzat Yüce Yaratıcı  tarafından kıyılmış, buna melekler de şahitlik yapmışlardı. Resûlüllah’ın Hz. Zeynep ile nikâhlandığını bildiren âyetler inince Efendimiz,

-Kim gidip Zeynep’e Allah’ın onu, gökte bana nikahladığını müjdeleyecek, buyurdu ve gelen âyetleri okudu. Hz. Aişe validemiz, bu âyetleri Efendimiz’den duyduğu zaman, “İşlerin en büyüğü ve en faziletlisi Zeynep’e nasip oldu ve Allah onu gökte Resûlüne nikahladı. Zeynep, bize karşı bununla iftihar edecektir.”   dedi.

Enes (r.a.)’in bildirdiğine göre Zeynep boşanıp iddeti bitince Resûlülullah Zeyd b. Hârise’ye gidip Zeynep’i kendisi için istemesini söylemiş, başlangıçta Zeyd’e zor ve ağır gelen bu vazife, Zeyd tarafından yerine getirilmişti. Zeynep’e Resûlüllah’ın evlenme teklifi ulaştırılınca, Zeynep, istihâre yapmadan cevap veremeyeceğini belirtti. Sonra secdeye kapandı ve bazı rivayetlere göre, iki rekat namaz kılarak şöyle dua etti: “ Ey Rabbim eğer ben O’na layık isem, beni O’nunla evlendir”. Daha sonra yukarıdaki âyetin gönderildiği ve Peygamber’in Zeynep’e Rabbi tarafından kendisi ile evlendirildiğine dair haber gönderdiği bildirildi. Zeynep bu haberi duyunca, bütün mücevherlerini çıkarıp müjdeyi getiren câriye Seleme’ye verdi, secdeye kapandı ve iki ay oruç tutmayı adadı.

Hz. Peygamber, Zeynep’in düğününde, başka hiçbir hanımı için vermemiş olduğu muhteşem bir velime (düğün ziyafeti) verdiği söylendi. Bir keçi kesilmişti. Bu ziyafete yaklaşık 300 kişi katılmıştı. Tesettür âyetleri bu vesileyle indirildi. Bazı kimseler gereksiz yere Peygamber’in evinde geç vakte kadar kaldılar. Bu, sadece bir odaları olması sebebiyle Peygamber’in ve ehli beytinin büyük rahatsızlık duymasına sebep oldu. Kur’an bunu şu sözlerle zikretmektedir: “ Ey iman edenler, (bundan sonra) Peygamber’in evlerine, yemeğe davet olunmaksızın ve vaktine de bakmaksızın girmeyin. Fakat davet olunduğunuz zaman girin. Yemeği yediğiniz zaman dağılın. Söz dinlemek veya sohbet etmek için de (izinsiz) girmeyin. Çünkü bu, Peygamber’e eza vermekte, o (sizden) utanmaktadır. Allah ise hakkı açıklamaktan çekinmez. …” (Ahzâb, 33/53).

Sırf Allah ve Resûlünün emrini yerine getirmek için Zeyd ile evlenmiş olan validemiz Hz. Zeynep, bu itaatının mükâfatı olarak, Zeyd’in onu boşamasından sonra, Yüce Allah tarafından Hz. Peygamber ile evlendirildi. Şüphesiz bu nikah, yapılmış ve yapılacak nikahların en güzeli ve en mukaddesi idi. Çünkü yüce Allah tarafından ve Cebrâil’in elçiliği ile yapılmıştı. Bu sebeple Hz. Zeynep, Hz. Peygamber’in diğer hanımlarına karşı kendi durumuyla iftihar eder ve “ Sizi Peygamber’le aileleriniz, evlendirdi. Halbuki beni yedi kat göklerin üstünden yüce Allah evlendirdi.” diyerek övünürdü. Ayrıca ortaklarına karşı üç şeyle iftihar eder ve kendisini onlardan farklı görürdü:

  1. Hz. Peygamber’in yakın akrabası olması
  2. Nikahının Yüce Allah tarafından kıyılmış olması
  3. Bu nikahta aradaki elçinin Cebrail olması…

Gerçekten de Hz. Zeynep güzelliği, asaleti ve diğer özellikleri sebebiyle diğer hanımları kıskandırıyordu. Başlangıçta Hz. Aişe bu kıskançlığını gizlemeden söylüyordu. O şöyle diyordu: “ Öyle zannediyorum ki benden sonra hanımlarının en sevgilisi Zeynep’le, Ümmü Seleme idi. Daha sonra Zeynep tek başına bu kıskançlığa hedef oldu. Hz. Peygamber Zeynep’in yanında biraz fazlaca durmasından dolayı Hz. Aişe sıkıntı çekmiş, kıskançlık belirtileri göstermiştir. Kıskançlıklarının sebep olduğu bu mücadele, bazen de Resûlüllah’ın huzurunda devam ederdi. Hz. Peygamber de onların bu şekildeki hareketlerine müdahale de bulunmazdı. Hanımlar arasındaki bu çekişme onların doğruluktan ayrılmalarına sebep olmamıştır.

Kur’an-ı Kerim’de  Zeynep’in Hz. Peygamber’le evlendirilmesi hususunda birçok âyet inmişti. Bu onun ebedileştirilmesi demekti. Çünkü müminler kıyamete kadar onunla ilgili âyetleri okuyacak ve o âyetlerle ibadet edeceklerdi. İşte en çok övünülecek taraf burasıydı ve en büyük şeref te buydu.  Hz. Aişe bu sebeple onu kıskanmaktan kendini alamamıştır. Asıl adı Berra olan Hz. Zeynep bundan böyle hep Zeynep olarak anıldı.

Hz. Peygamberin Zeynep’le evliliği meselesinde dikkati çeken diğer bir konu da denklik meselesi. Yani evlenen hanımla erkek arasında, bir takım eşitlik veya eşitliğe yakın özelliklerin olması ki-bunlar; dindarlık, güzel ahlâk, asâlet, zenginlik, güzellik, nesep yönü vs. bunlar gözetilmeden yapılan evlilikten, güzel bir netice beklemek zordur.

Hz. Zeynep, her yönüyle Resûlüllah’a denk sayılırdı. Denklik yönüyle belki Zeyd ile aralarında farklılıklar vardı. İşte bununla gösterildi ki, evlenme hadiselerinde dikkatten kaçmaması gereken bir husus da, eşler arasındaki bu denkliktir.

Zeynep’in Hz. Peygamber’le olan evliliğinde zedelenen itibarı iâde edilmiş oluyordu. Zira Resûlüllah, daha önce azatlı bir köle ile evlenmiş olmanın Zeynep’e getirdiği ezikliği biliyordu. Onunla evlenmek sûretiyle, arap ailelerinin en şereflilerinden birinin kızı olan Zeynep’in, köle ile evlenmekle zedelenmiş olan itibarı iade edilmiş olacaktı.

Hz. Zeynep, Hz. Peygamber’le (Ümmü Seleme’den sonra) hicretin beşinci yılında evlenmiştir. Siyer ve tarih kaynakları onun evlendiği sırada 35 yaşında olduğunu söylemektedirler.  Resûlullah, ise 57 veya 58 yaşındaydı .

Hz. Peygamber’in Zeynep’le olan evliliği ile ilgili nâzil olan âyetler İslâm Hukuku’na şu hükümleri kazandırmıştır:

-Hz. Peygamber’in, hangi akrabalarının kızları ile evlenebileceği,

-Müslümanların ancak dört kadınla evlenebileceklerine izin verildiği, fakat Hz. Peygamber’in daha çok kadınla evlenebileceği,

-İslâm’dan önceki devirlerde Hicaz bölgesinde haram sayılan; evlatlıklarının dul kalan eşleri ile evlat edinen kişinin gerekirse evlenebileceği,

-Peygamberlerin evlerine ancak davetli iken ve çağırıldıkları zamanlarda gidilebileceği ve uzun süre oturulamayacağı,

-Müminlerin hanımları ile ancak perde arkasından konuşulup görüşülebileceği,

-Evlat edinilen kişilerin evlat edinenin adıyla değil, öz babalarının adları ile anılmaları.

D- Hz. Zeynep’in İş Atölyesi

Hz. Zeynep, eli her işe yatkın bir hanım idi.  Kesilen hayvanların derilerini yüzer, temizler ve güneşte kuruturdu. Dikiş ve elbise tamir işinde de becerikli idi.  Ham deriyi, o devrin usûlünce işler, sonra da ondan kullanılacak eşyalar dikip satar  ve bunun gelirini Allah yolunda  sarfederdi.

Ümmü Seleme (r.anha) onu; “Zeynep binti Cahş’ı Resûlullah takdir eder , ondan sıkça  bahsederdi, kendisi gerçekten saliha  bir kadındı. Çok oruç tutar geceleri namaza kalkar,  san’at sahibi, sanatından kazandığının tamamını fakirlere tasadduk  ederdi” diye tanıtır. Bir başka rivâyette de şöyle açıklanır: “ Zeynep (r.a) el san’atkârı idi, deri işler, diker ve Allah yolunda tasadduk ederdi”. Şu halde Zeynep binti Cahş bir deri işleme ustasıdır.

Yapılan rivâyetlerde rastladığımız bazı açıklamalardan bu iş için bugünün tabiriyle bir iş atolyesi bulunduğunu anlamaktayız. Şöyle ki: Bilindiği üzere Hz. Peygamber her izdivacında müstakil bir hücre inşâ ettirmişti. Bunlar tek katlı, yan yana birbirleriyle bitişik, önü Mescid’in avlusuna açılan yapılardı. Rivâyetler, bu hücrelerden birinin üst kısmına inşa edilmiş ziyade bir odadan bahsetmektedir. Bu oda bir ikinci kattır, hurma kütüğünden yapılmış merdivenle çıkılmaktadır. Buraya meşrube  denmektedir. Hz. Ömer bu oda ile ilgili, gördüğü eşyalar meyanında duvara asılmış üç adet deriden ve deri işlemede kullanılan maddeden bahsetmektedir . Bu odanın Zeynep’in deri işlediği yer olduğu anlatılmaktadır. Pek çok rivâyette Resûlüllah’la evlendikten sonra da mesleğini icra ettiği ifade edilmektedir.   

Peygamberin eşlerinden Ümmü Seleme (r.a) de deri işlemektedir. Resûlüllah’la evlendikten sonra mesleğini icra edip etmediğini bilmiyoruz. Ancak Zeynep validemizin bu işi devam ettirdiğine dair rivâyetler pek çoktur. Hz. Zeynep kendi emeğiyle kazandığı parayı tamamını fakirlere, dul ve yetimlere harcamıştır .

 

E- Zeynep’in Hz. Peygamberle Evliliği Etrafındaki Tartışmalar

Zeynep bt. Cahş, Hz. Peygamber’in hanımları arasında hakkında en fazla konuşulan biridir. Tarih boyunca İslâm düşmanları, özellikle art niyetli müsteşrikler Zeynep’in gerek ilk evliliğini gerekse Hz. Peygamberle evliliğini farklı yorumlamışlar ve Resûlüllah’a bu konuda hücum etmek istemişlerdir.

Zeynep’in Zeyd’den boşandıktan sonra Hz. Peygamberle evliliği çeşitli dedikodulara sebep olmuştur.  Zeyd b. Harise  Hz. Peygamber’in evlatlığı olduğundan bu evlilik eleştirilmiş ve Hz. Peygamber’in kendi geliniyle evlendiği söylentileri yayılmıştır. Bu olayın meşrûiyeti Kur’an’la ifade edilmiş olmasına rağmen bazı müfessirler akıl-nakil itibariyle sağlam olmayan uydurma rivâyetler söylemişler, bazı kimseler de bu rivâyetlere sarılarak uygunsuz sözler sarfetmişlerdir. Söz konusu söylentiler İslâmî literatüre geçerek sonraki dönemlerde müsteşriklere kaynaklık etmiştir.

Eski kaynaklarda yer alan bu rivâyetler, Hz. Peygamber’in Zeynep’in güzelliğine vurulduğu ve bunun neticesinde Zeyd’in Zeynep’i boşayarak Peygamberle evlenmesine imkân sağladığı ve böylece Peygamber’in Zeynep ile evlendiği doğrultusundadır. Akıl-mantık dışı ve aynı zamanda uydurma olan bu rivâyetler, pek çok yönden tezatlar teşkil etmektedir ki, bu rivâyetler sağlam kabul edilmemiştir. İbn Kesîr (v.774/1373) ve İbnü’l-Arabî (v. 543/1148)   eserlerinde bu rivayetleri hatırlattıktan sonra çok önemli tenkitler yapmışlar, sened ve metin yönlerinden bu rivayetlerin sahih olmasının mümkün olmadığını belirtmişler, günümüz ilim yolcuları için de geçerli bulunan uyarılarda bulunmuşlardır.

Günümüzde de Leon Caetani, Emile Dermenghem ve Savary gibi müsteşrikler, Hz. Peygamber aleyhine bir vesile kabul ettikleri bu tarihi ve sosyolojik olayı çarpıtarak Hz. Peygamber’e saldırdılar. Bu konuda İbn İshak (v.150/768), İbn Sa’d (v. 230/845) ve Taberi (v. 310/922) gibi bazı İslâm tarihçilerinin hiçbir ilmi değerlendirmeye tâbi tutmadan eserlerine aldıkları bu rivayetlere sarıldılar. Cahiliye toplumunun kaldırılan bir adetini, İslâm toplumunda yapılan bir inkılâbı göz önüne almayıp, Hz. Peygamber’in bu davranışının hangi maksada yönelik olduğunu dikkate almayarak söz konusu rivayetlere dayanarak ileri sürdüler. Burada, John Davenport, Montgomery Watt, Maxime Rodinson gibi insaf sahibi bazı araştırmacıların konuya, gerçeklere uygun ve hakkaniyet ölçüleri içinde yaklaştıklarını da kaydetmemiz gerekmektedir.

Çağdaş dönem müfessirlerinden Elmalılı (v. 1942)  bu konuda net bir kanaate sahip görünmemektedir. Seyyid Kutub (v.1966) ise tefsirinde olayı daha çok İslâm dini ve Resulullah’ın temel amaçlarından olan insanlar arasında eşitliği sağlama noktası etrafında değerlendirmektedir. Mevdûdi (v.1979) konu ile ilgili olarak Resûlüllah’ın Zeynep ile kişisel arzusu ile değil bizzat Allah’ın iradesi ile evlendiğinin önemli kanıtlarından biri olduğuna vurgu yapmaktadır.

Muhammed Esed  (v.1992) ve Süleyman Ateş söz konusu rivayetleri anmaksızın Hz. Peygamber’in bu evlilikteki amacının Zeyd’le kerhen evlenmek zorunda bıraktığı Zeynep’i onore ederek ahlaki sorumluluğunu yerine getirmenin yanı sıra evlatlıkların dul kalan eşleriyle ilgili hükmü pratize ederek belirlemek olduğunu ifade etmektedirler. Ateş, ayrıca  Zeyd ile Zeynep’in evliliğini yorumlarken bu evlilikten amaçlanan diğer bir hedefin de fakirlerin soylulara denk olmayacağı, onlarla evlenmeyeceği şeklindeki düşünceyi ortadan kaldırmak olduğunu belirtmektedir. Hz. Peygamber’in bu icraatıyla bütün Müslümanların eşit olduğu vurgusunu yapmaktadır.

Zeynep’in evliliklerini konu edinen âyetler, Ahzâb sûresi 36 ve 37. âyetlerdir. 38, 39 ve 40. âyetler bu sürecin bir devamı ve tamamlayıcısı olduğundan konuyla ilgili âyetler kapsamına alınmaktadır. Birinci âyetin (36.âyet), Resûlullah’ın Zeynep’i Zeyd ile evlendirmek istemesi ve Zeynep’in soyluluk ve güzelliğini ileri sürerek reddetmesi üzerine nazil olduğu kabul edilmektedir. İkinci âyet (37.âyet), Zeyd’in Zeynep ile birlikte mutsuz geçen evliliğini sona erdirme isteği Resûlullah’a iletmesinden, Resûlullah’ın Zeynep ile evlenmesine kadar geçen süreci konu edinmektedir. Üçüncü âyet (38.âyet) ve devamında ise tüm bu uygulamaların bir bakıma Allah’ın emir ve iradesi doğrultusunda gerçekleştiğine vurgu yapılmaktadır. Aynı zamanda olası dedikodulara da cevap verilmektedir.

Ahzâb sûresi 39. âyet, Peygamberlerin en önemli özelliklerinden biri olan tebliğ görevlerini eksiksiz olarak yerine getirme özelliğine dikkat çekmektedir. Onların bu görevlerini yaparken hiçbir şeyden, hiçbir kimseden çekinmemeleri gerektiği ifade edilmektedir. Resûlüllah’ın insanlardan çekinmeden, diğer peygamberler gibi yapması gerekeni eksiksiz olarak yapması tariz yoluyla istenmektedir. Hz. Aişe, 37. âyetle ilgili olarak; “Eğer Resûlüllah Kur’an’dan bir şey gizleyecek olsaydı bu âyeti gizlerdi” demektedir.” (Buhârî, Tevhid, 22; Müslim, İman, 288; Ahmed b. Hanbel, 2/5)

Ahzâb sûresi 40. ayet, Resûlüllah’ın bahse konu olayla ilgili olarak tenkit edildiği noktayı aydınlatmaktadır. Şöyle ki; Resûlüllah, evlatlığının boşanmış dul eşiyle evlendiği  için bir bakıma kendi gelini ile evlenmekle suçlanmakta idi. Zira cahiliye geleneklerine göre evlatlığın öz oğuldan farkı yoktu ve eşi ebedi olarak haram idi. Kur’an bu anlayışın çarpık ve yanlış olduğunu bildirerek bu âyette “Muhammed erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir”  ifadesi ile söz konusu dedikodulara cevap vermektedir.

Eğer Hz. Peygamber, Zeynep’e aşkını ve Zeyd’in onu boşamasını içinde gizleseydi Ahzâb sûresi 37. âyette de ifade edildiği gibi Allah bunu açığa çıkarırdı. Hz. Peygamber’e isnat edilmeye çalışılan bu durum ne peygamberlik makamına layıktır, ne de gerçekle bağdaşmaktadır. Zira Peygamberimiz evlilik arzusunda olsaydı halasının kızı olan ve kendisinin de bizzat tanıdığı Zeynep’le bakire iken evlenir, onun Zeyd ile evlenmesine aracı olmazdı.

Şunu belirtmek gerekir ki, Hz. Peygamber’in, Hz. Hatice ile olan evliliği de Zeynep’le yapılabilecek evliliğe hiçbir zaman engel değildi. Çünkü Hz. Hatice bir rivâyete göre 617, diğer bir rivâyete göre ise 620 tarihinde vefat etmiştir. Zeynep ile olan evliliği ise 627 tarihinde gerçekleşmişti. Zeyd ile Zeynep’in evliliği bir buçuk yıl kadar sürdüğüne göre Hz. Peygamber’in Hz. Hatice vefat ettikten sonra beş yıl içinde Zeynep’le evlenme imkânı mevcut idi; fakat kendisi böyle bir evlilik yapmadı.

Şâyet Hz. Peygamber Zeyd’den önce Zeynep’le evlenmeyi arzu etseydi bu arzusunu gerçekleştirirdi. Halasının kızı ile evlenmesi için hiçbir engel olmadığı gibi; henüz, inanan hanımların tesettürü ile ilgili âyet de nâzil olmamıştı. Allah’ın Resûlü, Zeynep’i Zeyd’le evlendirmeden önce, yani çocukluğundan beri Zeynep’in yalnız fizikî yapısını değil O’nun hâlet-i rûhiyesine varıncaya kadar her şeyi biliyordu. Çünkü Resûlüllah, Zeyd’le Zeynep’i evlendirmeyi kardeşi ile birlikte kendisini ziyarete geldiklerinde söylemiş ve Zeynep açık yürekliliği ile: “ Beni köleniz Zeyd’e mi layık görüyorsunuz?” demişti. Buna rağmen Zeynep’i Zeyd ile evlendirdi. Zeynep’i bu kadar yakından tanıyan Peygamberimiz Zeynep’i Zeyd ile evlendireceğine kendisi onunla evlenir, Zeyd’in Zeynep’i boşamasını beklemezdi. Tutup da kendisi evlenmek istediğini başkasına söylemezdi.

İslâm, hukuk dışı bir geleneği ortadan kaldırmak istemiş ve bu yıpratıcı, hassas meseleyi her hususta insanlar için örnek olan ve olaylar karşısında en çok direnme gücüne sahip bulunan Resûlüllah’ın şahsında uygulamaya koymuştur ki, ümmeti tarafından rahatlıkla kabul edilsin. Yüce Allah kendisinin takdir ettiği şeyde Resûlü için herhangi bir güçlüğün bulunmadığını da vurgulayarak şöyle buyurmuştur:

Allah’ın kendisine helal kıldığı şeyde Peygambere  herhangi bir vebal yoktur. Önce gelip- geçenler arasında da Allah’ın emri böyle idi. Allah’ın emri mutlaka yerine gelecek yazılmış bir kaderdir. O peygamberler ki, Allah’ın gönderdiği emirleri duyururlar, Allah’tan korkarlar ve O’ndan başka kimseden korkmazlar. Hesap görücü olarak Allah yeter. Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat O, Allah’ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.”  (Ahzâb, 33/38)

Görüldüğü gibi Resûlüllah’ın Zeynep ile evlenmesi kendi arzusu ile değil, ilahi vahiyden kaynaklanmakta ve hukuk dışı bir geleneğin ortadan kaldırılmasına yönelik bulunmaktadır. Bu âyet, Resûlüllah’ı ithama mahal bırakmayacak şekilde açıkça ifade etmekle beraber, Allah’ın insanlar tarafından başka türlü kabullenilmesi çok zor olan bir sosyal reformu Peygamber’i aracılığıyla gerçekleştirdiğini göstermektedir. Arabistan’da evlatlık ilişkileriyle ilgili uygulamada olan yanlış gelenek ve adetlere son vermenin başka yolu yoktu. Sadece Allah’ın Resulü bu adetleri ortadan kaldırmak için bir önlem alabilirdi. Bu evlilik bunun için en uygun örnekti. Bu evlilik vesilesiyle, topluma yeni bir takım prensipler getirilmiş, öteden beri süregelen bir takım telakkiler kaldırılmış oluyordu.

İslâm’ın yaptığı bu ınkîlap konusunda Muhammed Hamidullah şunları demektedir:  “Zeynep’le Zeyd’in yaptığı evlilik çok kısa sürmesine rağmen Müslümanların üzerindeki etkileri çok büyük olmuştur. Öyle ki; bundan sonra azad edilmiş köleler hiçbir zaman toplumda hor görülmemiş, hatta İslâm dünyasının her tarafında hanedân ve krallıklar kurmuşlardır”.

Görüldüğü üzere  Zeyd ile Zeynep’in evliliği vasıtasıyla üstünlüğün takvâda aranması gerektiği, kimsenin soyundan dolayı başka kimselerden üstün olamayacağı, denklikte aranması gerekenin öncelikle İslâm olduğu ortaya konulmaya çalışılmıştı. Kureyş’ten soylu bir kadını azatlı bir köle ile evlendirmek suretiyle Müslümanlar arasında eşitlik ve kardeşliğin tesisine önemli bir başlangıç yapılmıştır.

Şunu belirtmek gerekir ki, Hz. Zeynep’in Resûlüllah ile olan evliliğini anlayabilmek için tarihî ve sosyolojik bazı gerçekleri çok iyi bilmek gerekir. Aksi takdirde yanlış bir değerlendirme yapılmış olur. Gerçi bu anlayış, bütün tarihi olaylar için geçerlidir. Fakat  burada daha bir önem kazanmaktadır. Cahili bir adetin kökünden sökülüp atılmasına yönelik olan Hz. Peygamber’in Zeynep bt. Cahş’la evlenmesi olayını müsteşriklerin yaptığı gibi saptırarak anlamaya, bu konuda bazı İslâmi kaynaklardaki asılsız rivâyetlere güvenmeye imkân yoktur. Bu konuda gelen rivâyetler Hz. Peygamber’in ismet sıfatı göz önüne alınarak değerlendirilmelidir.

 

F- Hz. Zeynep’in Vefatı

Hz. Ömer’in hilafeti döneminde, hicretin yirminci yılında vefat eden Zeynep’in cenaze namazını Hz. Ömer kıldırdı. Resûlüllah’ın vefatından sonra ona kavuşan ilk hanımıydı. Cenazesi, vasiyeti üzerine Resûlüllah’ın sediri üzerinde taşındı. Hz. Ömer, onun naşını bizzat kendisi kabre indirmek istemişse de bunu Hz. Peygamberin diğer eşleri kabul etmemiş ve ancak yakın akrabalarının onu kabre indirmesinin helal olacağını söylemişlerdir. Bunun üzerine yakın akrabalarından Muhammed b. Abdullah b. Cahş ile Abdullah  b. Ebi  Ahmed b.  Cahş onu Bâki mezarlığındaki  kabrine indirmişlerdir. Vefat ettiği zaman 53 yaşlarında idi.

Vefatı sıcak bir yaz gününe rastgelmişti. Kavurucu güneşten Bâki kabristanındaki mezarı kendine sığınak olmuştu. Hz. Ömer, mahal üzerine geniş bir gölgeliğin yapılmasını emretti.

Ümmü Seleme validemiz, Zeynep hakkında şöyle demiştir: “Zeynep, hayırlı bir kadındır. Oruç tutar, teheccüd namazına kalkar ve bütün servetini muhtaç ve fakirlere dağıtırdı”.  Hz. Aişe de, “Yüce Allah, Zeynep binti Cahş’ı esirgesin. O, şu dünyada kimsenin erişemeyeceği bir şerefe ulaştı. Allah, onu Peygamberi’ne zevce yaptı ve Kur’an’ da anıldı. Ben, Zeynep’ten daha hayırlı ve daha çok Allah korkusuna sahip, ondan daha doğru sözlü, akraba hakkını daha fazla gözeten, Allah’ın rızasına yaklaştıracak sadakayı daha çok dağıtan bir kadın görmedim.”  demiş, Hz. Zeynep’i övmüştür.

Rivâyetlere göre Resûlullah vefatına yakın günlerin birinde: “Bana en çabuk ve erken kavuşacak olanınız, kolu en uzun olanınızdır” buyurmuştu. Hz. Aişe bu hususta şöyle anlatıyor: “Biz Peygamber’den sonra herhangi birimizin evinde toplandığımız zaman, kollarımızın uzunluğunu duvarda ölçerdik. Bu uygulama, Zeynep binti Cahş’ın ölümüne kadar devam etti. Zeynep kısa boylu bir kadındı. Allah kendisine rahmet eylesin, o bizim en uzunumuz değildi. Onun ölümü ile Peygamber’in “kolu uzun” ifadesiyle “en çok sadaka veren” demek istediğini anlamış olduk”.

Yine İbn-i Sa’d “Tabakât”ında Hz. Aişe’den Zeynep ile ilgili olarak şunları nakleder: “Zeynep vefat ettiği zaman Medine’nin fakir ve yetimleri, çok üzülmüş ve endişelenmişlerdi. Medine halkının O’nun ölümü üzerine “övülmeye layık öksüz ve dulların koruyucusu hanım gitti” dediklerini duydum”. “O, fitrî yapısı itibariyle çok kanaatkar ve cömertti. Kendi elleriyle kazandı ve hepsini Allah yolunda harcadı” ifadesi de Hz. Aişe’nin O’nun hakkındaki sözleridir.

Zeynep binti Cahş’ın geliri 12 bin dirhemdi. Fakat o b unu alır almaz hemen fakirlere ve yetimlere dağıtırdı. Hatta onun bu parayı aldığı zaman “Ey Allah’ım! Gelecek yıl beni bu paraya ulaştırma. Çünkü o bir fitnedir”dediği de rivâyet edilmektedir. Bir defasında Hz. Ömer ona senelik tahsisatını göndermiş ve Zeynep bu tahsisatın tamamını akrabalarına ve öksüzlere dağıtmıştır. Hz. Ömer bu durumu öğrenince Zeynep’e : “ Daha önce gönderdiğimi dağıttığını duydum. Bin dirhem daha gönderiyorum, onu elinde tutasın” demişti. Zeynep validemiz gönderilen bu parayı da her zaman yaptığı gibi ihtiyaç sahiplerine dağıtmıştı. O ölmeden önce sadece kefenini hazırlamıştı. Vefatında Hz. Ömer ona kefen gönderince kendisi için hazırlamış olduğu kefeni Zeynep’in kızkardeşi Hamne’ye sadaka olarak verdi.

İbn Sa’d, bir rivâyetinde, Hz. Zeynep’in vefat ettiğinde tek dirhem ve tek dinar bırakmadığını, bütün kazandıklarını sağlığında tasadduk etmiş bulunduğunu bildirir ve Zeynep’in fakirlerin ve dulların sığınağı olduğunu belirtir. Hz. Zeynep Resûlullah’tan, Hz. Aişe ve Ümmü Seleme’den sonra çok hadis rivâyet edenlerdendir. Kendisinden 11 hadis rivâyet edilmiştir. Bunlardan ikisi Buharî ve Müslim’de, dokuzu ise öteki dört hadis mecmuasında yer almışlardır.

REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ