Renk seçin:


Kıyametin Büyük Dokuz Alameti

Kıyametin Büyük Dokuz Alameti

1-Mehdi Aleyhisselam’ın Gelmesi

 

Ahir zamanda Muhammed bin Abdullah isimli Ehli Beyt’ten birisi, doğu
tarafından çıkacak ve Allah onunla bu dini güçlendirecektir. O kişi Fatıma (Radıyallahu
Anha)’nın soyundan, Hasan (Radıyallahu Anh) yoluyla gelir. Alnı şakaklarına
kadar açık, burnu uzun ve kıvrık, uç tarafı ince ve ortası kemerlidir.

Doğu tarafından, bayrakları siyah olan bir topluluk onun zaferine yardımcı
olacak, onun alt yapısını kuracak ve ordusunu oluşturacaktır.

Allah (Azze ve Celle) bir gecede Mehdi (Aleyhisselam)’ı ıslah eder ve eski
halinden başka bir hale çevirir. O insanların arasında anlaşmazlıkların ve
depremlerin olduğu bir zamanda ortaya çıkacaktır. Yeryüzü ondan önce zulüm ve
haksızlıklarla dolu olduğu gibi, onun gelmesiyle adalet ve doğrulukla dolacak,
gökte ve yerde bulunan herkes ondan razı olacaktır. Yedi sene idarede bulunacak,
onun zamanında Allahu Teâlâ bol yağmur yağdıracak, yerden de bolca ürün çıkacak,
mal sayılamayacak kadar çoğalacak ve ümmet arasında eşit olarak
paylaştırılacaktır. İsa (Aleyhisselam) gökten inince onun arkasında namaz
kılacaktır.

Müslim: 156/247, Ebu Davûd: 4282-4285, Tirmizî: 2331-2333, İbni Mâce: 4082-4086,
Ahmed: 1/84 No:645, 3571-3573, 4098, 4279, Mecmau’z-Zevaid: 7/313-314, Hâkim:
4/557-558, Albani Sahiha: 711, Albani Sahihu’l-Cami: 6734-6736

Mehdi (Aleyhisselam)’ın gelişiyle ilgili hadisler manevi mütevatir derecesinde
olup Ehli Sünnet alimlerine göre onun gelmesine iman etmek vaciptir.

Muhammed bin Cafer el-Kettanî, ‘Mütevatir Hadisler’ ismiyle tercüme edilen
kitabında derlemiştir. Sayfa: 534-536

 

2-Mesih Deccal’in Gelmesi

 

Mesih kelimesinin elliye yakın manası vardır. Bunların içinde ‘doğru
söyleyen’ ile ‘saptıran yalancı’ gibi birbirinin zıddı manalar da vardır.

Allahu Teâlâ iki tane mesih yaratmıştır ki, biri diğerinin zıddıdır: Mesih İsa (Aleyhisselam)
doğru söyleyen ve insanlara doğru yolu gösterendir. Mesih Deccal ise, insanlık
için yaratılmış en büyük fitnelerden birisi olup çok yalan söyleyen ve insanları
saptırandır. Ona mesih denmesinin sebebi iki gözünden birinin silik olması veya
yeryüzünün tamamını kırk günde dolaşarak ayak basmadık bir yer bırakmayacak
olması da olabilir.

Deccal ise, mübalağalı ism-i fail olup anlamı, görülmemiş ve duyulmamış yalanlar
söyleyerek hakkı batıla karıştıran, gerçeği ters çeviren demektir.

Deccal denilince akla, çok yalan söyleyen kişi gelmekle beraber asıl kastedilen
kıyametin kopmasından önce ortaya çıkıp insanları olağanüstü haller göstererek
saptıracak olan Adem oğullarından bir insandır. İnsanlar onu bilip, sakınmalara
için birçok özelliği Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tarafından bizlere
bildirilmiştir. Bunlar şöyledir:

Kırmızı yüzlü, iri yarı, kısa boylu, bacak arası açık, kalın boyunlu, alnı açık,
bol ve kıvırcık saçlı, sevimsizce, genç ve eğri bir adamdır. Sağ gözü şaşıdır,
çukur ve tümsek olmayan bir halde silme düzdür. Sol gözünün üzerinde de görmeye
engel olan kalın bir perde vardır. Alnında ‘KAFİR’ anlamında ‘ك ف ر‘ harfleri
vardır ki, bunu okuma bilen bilmeyen her Müslüman okuyabilir. Kendisi kısır olup
çocuğu olmayan bir Yahudidir.

Buhârî: 6976-6980, Müslim: 2933-2934, 2937, 2942, Ebu Davûd: 4316-4320, Ahmed:
2/291 No: 7892, 4/20 No: 16368

Muaz (Radıyallahu Anh)’ın rivayet ettiği bir hadiste Rasûlullah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem) kıyametin alametlerinden dördünü şöyle sıralamıştır:

“Beytü’l-Makdis’in imarı Medine’nin harabına, Medine’nin harabı büyük savaşın
çıkışına, büyük savaşın çıkışı İstanbul’un fethine, İstanbul’un fethi de Deccal’
in çıkışına delalet eder.”

Ebu Davûd: 4294

Deccal’in ortaya çıkışı ile öldürülüşü arasında cereyan edecek olaylar ise
şunlardır:

Şam ile Irak arasında Horasan’da ortaya çıkar, İsbehan Yahudilerinden yetmiş bin
kişi ona tâbi olur. Yeryüzünde kırk gün kalır ve iki mukaddes belde olan Mekke
ile Medine dışında ayak basmadık bir yer bırakmaz. Bu kırk günden birincisinin
uzunluğu bir sene gibi, ikincisinin uzunluğu bir ay gibi, üçüncüsünün uzunluğu
bir hafta gibi ve kalan günler de bilinen günler gibidir.

Dolaştığı beldelerde insanları kendisinin ilahlığını tanımaya davet eder,
davetine inanalar için göğe emreder de yağmur yağar, toprağa emreder de her
türlü bitkiyi çıkarır. Davetini kabul etmeyenlere şiddetli musibetler ve kıtlık
isabet eder. Deccal bir harabeliğe uğrayarak içindeki hazineleri çıkarmasını
emreder. Bunun üzerine oranın hazineleri, bal arılarının arı beyinin peşinden
gittiği gibi Deccal’in peşi sıra giderler.

Onun yanında ekmekten ve etten dağlar ile iki tane akarsu vardır ki, bunlardan
birisi beyaz bir su, diğeri de alevlenen bir ateştir. Hâlbuki bunların aslı tam
tersi olup ateş gibi olan serin bir su, su gibi olan da bir ateştir. Deccal genç
bir mü’mini öldürüp diriltir. Ancak o genç, onun yalancı Mesih Deccal olduğunu
ilan eder, buna karşın Deccal ona bir daha zarar veremez. Nihayet İsa (Aleyhisselam)
gökten iner ve Beytü’l-Makdis Kudüs civarında onu öldürerek bu büyük fitneyi
ortadan kaldırır.

Müslim: 2934, 2937, 2939, 2942-2944, Buhârî: 6979, İbni Mâce: 4072

Deccal Ortaya Çıktığında Şerrinden Korunmak İçin Şunlar Yapılmalıdır

1) Ondan uzak durulmalıdır.

2) Karşılaşmaktan kaçılamamışsa davetine uyulmamalıdır. Çünkü onun iddia ettiği
gibi bir ilah olmadığına dair çokça alamet vardır. Gözünün şaşı olması, bir
insan oluşu, alnında ‘kafir’ yazması, genci öldürememesi vb.

3) Ateşine girmek ya da suyundan içmek zorunda kalınırsa ateşine girilmelidir.

4) Kehf Sûresi’nin ilk on ayeti ezberlenmeli ve o görüldüğünde Kehf Sûresi
okunmalıdır. Bunlar da onun şerrinden korunmaya yardımcıdır.

Müslim: 809/257, 2934, 2937, Ebu Davûd: 4315, 4319, 4321, 4323

Mesih Deccal’in kıyamete yakın bir vakitte ortaya çıkacağı ve bazı
harikuladelikler göstereceği ile ilgili hadisler mütevatir olup Kettanî,
‘Mütevatir Hadisler’ de sayfa: 541’de bu hadisler hakkında bilgi vermiştir.

 

3-İsa Mesih Aleyhisselam’ın Yeryüzüne
İnmesi

 

Allah (Azze ve Celle) Meryem (Aleyhisselam)’dan doğmasını takdir ettiği,
Allah’ın kelimesi ve kendinden bir ruh olan Nisa: 171 İsa (Aleyhisselam)’dır.
Bilindiği gibi o, Beni İsrail’e Yahudilere gönderilen nebilerden birisiydi.
Onlar birçok nebiyi öldürdükleri gibi onu da öldürmek istediler. Ancak Allahu
Teâlâ buna müsaade etmedi ve onu kendi katına yükseltti. Allahu Teâlâ, Kur’an-ı
Kerim’de İsa (Aleyhisselam)’ın öldürülmediğini ve çarmıha gerilmediğini, başka
birinin ona benzetildiğini ve o benzetilen kişiyi öldürdüklerini, Allah’ın
İsa’yı kendine yükselttiğini, dolayısıyla halen diri olduğunu haber vermekte,
onun kıyametin yaklaşması hakkında bir alamet olduğunu bildirmektedir:

Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Biz Allah’ın Rasûlü olan Meryem oğlu İsa’yı öldürdük.’ demelerinden dolayı
(Yahudileri yıldırım çarptı). Oysa onu öldürmediler ve asmadılar. Fakat (o
öldürdükleri) kendilerine (İsa’ya) benzetildi. Onun hakkında anlaşmazlığa
düşenler, ondan yana kuşku içindedirler. Bu hususta tam bir bilgileri yoktur,
sadece zanna uyuyorlar. Onu yakînen öldürmediler. Bilakis Allah onu kendisine
yükseltti. Allah Azîz’dir, Hakîm’dir.”

Nisa: 157-158

Allahu Teâlâ başka bir ayette şöyle buyuruyor:

“Muhakkak ki o (İsa), kıyamet saati için bir bilgidir…

Zuhruf: 61

İsa (Aleyhisselam) hakkında Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den varid
olan hadis-i şeriflerden anlaşıldığına göre; kıyamet saati yaklaşıp Deccal
ortaya çıktığı esnada İsa (Aleyhisselam) bir sabah vakti adaletli bir hakem
olarak Şam’ın doğusundaki beyaz bir minarenin yanına, ellerini iki meleğin
kanatlarına koyarak inecek, Müslümanların imamının arkasında sabah namazını
kılacak, Mesih Deccal’i öldürecek ve Müslümanlar onun taraftarı olan Yahudilerin
köklerini büyük bir savaş neticesinde yeryüzünden sileceklerdir.

İsa (Aleyhisselam), yeryüzünde Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in şeriatı
ile hükmederek Hristiyanların tazim ettikleri haçı kıracak, aslen yenmesi haram
olan ve Hristiyanlarca etinin yenmesi helal sayılan domuzu öldürecek ve cizyeyi
ortadan kaldıracaktır. Çünkü Ehli Kitabı İslam dinine zorlayacak, aksi takdirde
cizyeyi kabul etmeyip onlarla İslam üzere savaşacaktır. Allah onun zamanında
İslam dışındaki tüm dinleri ortadan kaldıracak ve İslam yeryüzündeki tek din
olacaktır.

İsa (Aleyhisselam), Ye’cüc ve Me’cüc kavimlerine karşı Müslümanları bir kaleye
sığındıracak ve Allahu Teâlâ, onun duasının bereketiyle o iki kavmi bir gecede
helak edecektir.

İsa (Aleyhisselam) yeryüzünde toplam kırk sene kalacak, bu dönemde dünya bolluk
ve bereketle, huzur ve asayişle dolacak, kimse kabul etmeyecek derecede mal
çoğalacak, vahşi hayvanlarla evcil hayvanlar ve insanlar bir arada yaşayacak,
kimse kimseye rahatsızlık ve zarar vermeyecektir. İsa (Aleyhisselam), umre ve
hac ibadetlerini yerine getirmek için telbiye getirecektir. Eceli geldiğinde de
vefat edecek ve Müslümanlar ona cenaze namazı kılacaklardır.

Buhârî: 3263-3264, Müslim: 155/242-246, 156/247, 2897/34, 2937/110, Ebu Davûd:
4324, Ahmed: 2/406 No:9259, 9630-9632

İsa Aleyhisselam’ın Nitelikleri

O, hamamdan yeni çıkmış gibi kızıl, buğday tenli, esmerlerin en güzelinden,
kıvırcık uzun saçlı, saçları taranmış, orta boylu ve geniş göğüslüdür. Yeryüzüne
indiği anda üzerinde sarımsı iki parça elbise bulunacak, başını eğdiğinde su
damlayacak ve başını kaldırdığında su damlacıkları inci taneleri gibi
dökülecektir. Nefesi, gözünün gördüğü yere kadar yayılacak olup onun nefesini
hisseden her kâfir o an ölecektir. Beytü’l-Makdis’e yakın ve bilinen bir belde
olan Lüdd Kapısı civarında Deccal ile karşılaştıklarında, Deccal tuzun suda
eridiği gibi eriyecek ancak İsa (Aleyhisselam) onu kendi elleriyle öldürecektir.

İsa (Aleyhisselam)’ın yeryüzünde kalacağı süre hakkında sahih olarak iki rivayet
vardır: yedi veya kırk sene. Âlimler bu rivayetlerin arasını şöyle cem
etmişlerdir:

İsa (Aleyhisselam)’ın göğe yükseltildiğinde otuz üç yaşında olduğuna dair
rivayetler vardır. Dünyaya inmesinden sonra ise yedi sene daha kalacak ve toplam
ömrü kırk yaş olacaktır, Allah en doğrusunu bilir.

Buhârî: 3257-3259, Müslim: 168/272, 169/273, 2937/110, 2940/116, Ebu Davûd: 4324

Mehdi (Aleyhisselam)’ın gönderilişi ve Deccal’in ortaya çıkması ile ilgili
hadisler gibi İsa Mesih (Aleyhisselam)’ın yere inişiyle ilgili hadisler de
mütevatir olup Kettanî, ‘Mütevatir Hadisler’ de sayfa: 542-543’de bu hadisler
hakkında bilgi vermiştir. Dolayısıyla bu hadislere iman edip kabullenmek
vaciptir, inkâr etmek ise kişinin durumunu tehlikeye düşürür.

Bununla beraber tarih boyunca ümmetin önemli bir kesimi tarafından yapıldığı
gibi; Mehdi’nin gönderilişi ve İsa (Aleyhisselam)’ın yeryüzüne inişi ile ümmetin
toparlanma sürecine girecek olması uyuşukluk ve tembelliğe bir kalkan
yapılmamalı, İslam’ın bize öğrettiği gibi ümmet bilincini yayarak ve yaşatarak
bir duvarın tuğlaları gibi olmaya gayret gösterilmelidir.

Çünkü Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Mü’minler ancak kardeştirler…”

Hucurat: 10

 

4-Ye’cüc ve Me’cüc’ün Ortaya Çıkışı

 

Allahu Teâlâ, İsa (Aleyhisselam)’ın eliyle Deccal fitnesini ortadan
kaldırdıktan sonra diğer büyük bir fesat daha ortaya çıkacaktır ki o da, Ye’cüc
ve Me’cüc isimli iki kavmin yeryüzünü istila etmeleridir. Bu olay İsa (Aleyhisselam)
henüz hayattayken olacaktır.

Allahu Teâlâ, Kur’an’da iki yerde bu iki kavimden bahsetmektedir. Tefsirlerde
aktarılan bilgilere göre Ye’cüc ve Me’cüc kavimlerinin soyu Nûh (Aleyhisselam)’ın
oğlu Yafes’e dayanmaktadır.

Kehf: 94-98, Enbiya: 96-97 İbni Kesir Tefsiri: 5079-5086, 5379-5384

Kehf Sûresi’nde anlatıldığı gibi, Zü’l-Karneyn (Aleyhisselam) hemen hemen hiç
söz anlamayan bir kavme uğradı. Bu kavim kendilerine zarar veren Ye’cüc ve
Me’cüc kavimlerini ona şikayet ettiler ve onlarla kendi aralarına onların
geçmelerini engelleyecek tarzda bir set yapmasını istediler. Bunun üzerine Zü’l-Karneyn
(Aleyhisselam) geçidin iki yanına genişliğine ve yüksekliğine dolduracak şekilde
demir kütlelerini yığdırtarak bunları yaktırdı. Nihayet demirler kor halini
alınca erimiş bakır istedi ve o korun üzerine döktürdü. Nihayet bu, Ye’cüc ve
Me’cüc kavimlerinin delmeye ve aşmaya güç yetiremeyecekleri şekilde muhkem bir
set oldu.

Bu iki kavim o günden beri bu seddi delmeye çalışmaktadırlar. Her gün seddi bir
miktar delerler. Nihayet güneş ışığını görmeye yaklaşınca başlarındaki amirleri:

−Kazıyı bırakıp dönün, kalanı yarın kazarız, der. Allah (Azze ve Celle)’de seddi
eskisi gibi sağlam hale getirir. Allah’ın dilediği vakte kadar bu olay sürekli
tekrar eder. Nihayet onların vakitleri tamamlanıp Allah onları insanların
üzerine göndermeyi dilediğinde onlar seddi yine kazarlar ve delme işini
tamamlamaya yaklaştıklarında amirleri:

−Kazmayı bırakıp dönün, Allahu Teâlâ dilerse yarın kazarsınız, diyerek istisnada
bulunur. Ertesi gün seddin yanına vardıklarında onu inşa olmuş halde değil de
bıraktıkları gibi bulurlar ve seddin kalanını kazarak yeryüzü halkının üzerine
saldırırlar.

Bu esnada Allahu Teâlâ İsa (Aleyhisselam)’a:

−“Ben şimdi Bana ait olan birtakım kullar çıkardım. Hiç kimsenin onlarla
savaşmaya gücü yetmez. Bu sebeple sen yanındaki kullarımı Tûr Dağı’na sığındır
ve orayı onlar için sağlam bir sığınak ve kale yap! diye vahyeder.”

Seddi delen Ye’cüc ve Me’cüc kavimleri insanlara saldırırlar, canlarını ve
mallarını ifsad ederler, yeryüzündeki bütün suları içerler. Hatta bu iki kavim
şu an İsrail sınırları içinde Hayfa kentinin doğusunda bulunan Taberiye Gölü’ne
uğrar ve suyunu içmeye başlarlar. Kalabalığın sonu oraya uğrar, su bulamayınca
şaşırırlar da:

−Yemin olsun bir zamanlar burada su vardı, derler. Onlar öyle kalabalıktırlar
ki, Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onların kalabalıklığını bize bir
kutsî hadiste şöyle tasvir eder:

−“Cehenneme gönderileceklerin miktarı her bin kişiden dokuzyüz doksan dokuz
dur.” dedi. Sahabeler:

−Geriye kalan o binde bir hangimiz olabilir diye sordu? Rasûlullah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem) şöyle cevap vererek ümmetini sevindirmiştir:

−“Sevinin, sizden her bir kişiye karşılık Ye’cüc ve Me’cüc’den dokuzyüz doksan
dokuz kişi vardır. Sizler mahşer halkının toplamı içinde beyaz bir öküzün
derisindeki siyah bir tüy veya siyah bir öküzün derisindeki beyaz bir tüy
mesabesindesiniz…”

Buhârî: 4576, Müslim: 222/379

Bu iki kavim yeryüzüne hâkim olurlar. En son olarak İsa (Aleyhisselam) ve
yanındakileri Tûr Dağı’nda kuşatıp oraya hapsederler. Öyle ki, yiyecek ve
içeceklerin tükenmesi, temin de edilememesi sebebiyle o Müslümanların her birine
verilecek bir öküz kafası yüz altından değerli olacaktır.

Yeryüzü halkının işini bitirdiklerine kanaat edildiğinde Ye’cüc ve Me’cüc
kavminden bir kişi:

−Şu yeryüzü halkının işini bitirdik, şimdi gökyüzü halkıyla savaşacağız, der.
Onlardan birisi mızrağını göğe doğru fırlatır ve Allah’ın dilemesiyle o mızrak
kana bulanmış olarak yere düşer. Bunun üzerine onlar büyüklenerek:

−Gökyüzü halkını da öldürdük, derler. Müteakiben İsa (Aleyhisselam) ve
arkadaşları Allahu Teâlâ’ya dua ve niyazda bulunurlar da, Allahu Teâlâ o iki
kavmin üzerine, boyunlarına musallat olacak deve ve davarların burunlarında
bulunan bir kurtçuk gönderir. Bu kurtçuklar onları boğazlarından yakalar. Onlar
çekirge sürüsünün ölümü gibi ölürler ve birbirlerinin üstüne yığılıp kalırlar.

Ertesi gün onların helak oldukları anlaşılınca İsa (Aleyhisselam) ve arkadaşları
sığındıkları kaleden inerler. Yeryüzünde bu iki kavmin fertlerinin yağlarının ve
pis kokularının doldurmadığı bir karış yer bulunmaz. Müslümanlar ellerinde kalan
hayvanları salıverirler ancak o iki kavmin leşleri dışında bir yiyecek
bulamazlar. Onların leşlerini yiyerek ot yiyip semizlendikleri gibi
semizlenirler ve memeleri sütle dolar. Müslümanlar onların ok, yay ve
kalkanlarından yedi yıl boyunca ateş yakarlar.

İsa (Aleyhisselam) ve arkadaşları Allah’a niyazda bulunurlar ve Allah birtakım
kuşlar gönderir. Bu kuşlar o kokmuş cesetleri Allah’ın dilediği bir yere
taşırlar. Sonra Allahu Teâlâ şiddetli bir yağmur gönderir, o yağmur her tarafı
yıkayıp temizler, ayna gibi parlatır. Sonra yere:

−Ürünlerini bitir, bereketini geri getir, denilir. Öyle ki, bir kalabalık bir
tek nar ile doyar, onun kabuğunun altında gölgelenir. Süt bereketlenir de bir
sağmal hayvandan sağılan süt kalabalık bir cemaate yeter. Bolluk ve bereket
yeniden çoğalır, huzur ve asayiş artar. İsa (Aleyhisselam) vefat eder, halk onun
üzerine cenaze namazını kılar. İnsanlar bu haldeyken Allahu Teâlâ tatlı bir
rüzgâr gönderir, o rüzgâr Müslüman olan insanları koltuk altlarından yakalar ve
ruhlarını alır. Artık geriye kıyametin tepelerine kopacağı en şerli insanlar
topluluğu kalır.

Müslim: 2937/110, Tirmizî: 2341, 3359, İbni Mâce: 4075-4076, 4079-4080

5-Üç Büyük Çöküntü (Hasıf)

 

Kıyametin kopmasından önce vuku bulacak on büyük alametin zikredildiği
hadiste üç büyük hasıftan bahsedilmekte, ancak bunun teferruatı hakkında pek
bilgi verilmemektedir.

Müslim: 2901/39, Ebu Davûd: 4311, Tirmizî: 2274, İbni Mâce: 4055

Hasıf, yere batma ve yerin çökmesi şeklinde olur. Nitekim eski ümmetlerden
bazısı işledikleri günahlardan dolayı yere batırılarak cezalandırılmıştır.
Kibirli bir şekilde yolda yürürken yere batırılan ve kıyamet gününe kadar da
batırılacağı haber verilen kişi de bu şekilde cezalandırılanlardandır.

Buhârî 5850

Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in haber verdiğine göre bu ümmetten de
yere batırılarak cezalandırılacak olanlar bulunacaktır ki, bunlar kaderciler ve
zındıklardır.

Ahmed: 2/91 No: 5639, 5867, 6208, Tirmizî: 2280, İbni Mâce: 4061

Kıyametin büyük alametlerinden biri olarak zikredilen bu hasıf, yerin çökmesi
şeklinde olacaktır. Bu çöküntülerden birisi yeryüzünün doğusunda, diğeri
batısında ve üçüncüsü de Arap Yarımadası’nda olacaktır. Bu çöküntüler henüz
gerçekleşmemiştir, şimdiye kadar gerçekleşen irili ufaklı çöküntüler küçük
çöküntü kısmından olup küçük alametler kısmındandır, Allah en iyi bilendir.

 

6-Duhân (Duman)

 

İnsanların alışkın olmadığı alametlerin ilki olan duman hakkında Allahu
Teâlâ, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

“Göğün, insanları bürüyerek açık bir duman çıkaracağı günü gözetle! Bu, elem
verici bir azaptır. (İşte o zaman insanlar):

−Rabbimiz! Bizden (bu) azabı kaldır, doğrusu biz artık iman edenleriz (derler).”

Duhân: 10-12

Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’de bu duman hadisesinden çeşitli
kereler bahsetmiş ve kısmen teferruatını haber vermiştir. Buna göre kıyamete
yakın bir vakitte apaçık olacak ve herkes tarafından görülecek bir duman gökle
yer arasında meydana gelerek insanları saracaktır. Bu duman sebebiyle insanlar
azap duyacaklar, mü’minler nezleye tutulmuş gibi olacaklar, kâfirlerin de
nefesleri kesilecek, şişecekler, kızaracaklar ve sonunda duman kulaklarından
çıkacaktır. Bir rivayete göre bu duman yeryüzünde kırk gün kalacaktır. Neticede
insanlar, bunun Allah tarafından kendilerine gönderilen bir ikaz ve azap
olduğunu anlayacaklar, akabinde bu azabı kaldırması için Allah’a dua
edeceklerdir.

“Biz azabı birazcık kaldıracağız ama siz yine (eski halinize) döneceksiniz.”
Duhân: 15 ayetinden Allahu Teâlâ’nın onlardan bu duman azabını istekleri üzere
kaldıracağı, ancak onların âdetleri üzere tekrar küfre geri dönecekleri ve bu
ikazı da kulak arkası edecekleri anlaşılmaktadır.

“Fakat biz büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün (kıyamet günü), kesinlikle
intikamımızı alırız.” Duhân: 16 ayetinden de Allahu Teâlâ’nın onları
azaplandırma işini, gözlerin korkudan dışarı fırlayacağı kıyamet gününe
ertelemekte olduğu anlaşılmaktadır. O şiddetli günün azabından Allah’ın
rahmetine sığınırız!

Müslim: 2798/39, 2901/39, Nevevî Müslim Şerhi: 5/2744, İbni Kesir Tefsiri:
13/7180-7185, Ölüm Ötesi Tarihi: 146-148

 

7.Güneşin Batıdan Doğması

Kıyametin büyük alametlerinin yedincisi güneşin, her zamankinin aksine
doğudan değil de battığı yerden doğmasıdır. Bu hususta Kadı Iyad (Rahmetullahi
Aleyh)’in dediği gibi; bunun gibi kıyamet alametlerine dair olan hadisler, Ehli
Sünnet’e mensup bütün fıkıh, hadis âlimleri tarafından zahirî manalarıyla kabul
edilmiş ve başka türlü yorumlanmamıştır.

Nevevî Müslim Şerhi: 1/310

Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in bildirdiğine göre, güneş batıdan
doğmadan kıyamet kopmayacaktır. Güneşin battığı yer tarafında genişliği yetmiş
yıllık mesafe olan bir kapı vardır ki, buna tevbe kapısı denilir. Bu kapı, güneş
batıdan doğuncaya kadar daima açık olacak ve tevbe eden herkesin tevbesi kabul
edilecektir. Güneşin battığı yerden doğma hadisesi vuku bulduğunda, o kapı da
kapanacak ve artık hiç kimseden tevbe kabul edilmeyecek, daha önce iman etmemiş
veya imanından bir hayır elde edememiş insanların imanları kendilerine bir fayda
sağlamayacaktır. Hâlbuki o dehşetli alameti gören bütün insanlar iman edecekler,
ancak bu nafile bir iman olacaktır.

Yine kavranması zor, ancak iman edilmesi vacip olan gaybî haberlerden birisi de
Allah Rasûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in bildirdiğine göre şöyledir:

“Güneş her gün battıktan sonra Arş’ın altındaki müstekarrına karar kılma,
yerleşme yerine gider ve secde etmek için izin ister. Kendisine secde için izin
verilir, secde eder ve bu halde kalır. Nihayet kendisine:

−Kalk, geldiğin yerden geri dön! denilir. Bu hal rutin olarak ta ki insanların
her türlü çirkinliği âşikâre yaptığı bir döneme kadar her gün devam eder.
Belirlenen o vakit geldiğinde güneşe:

−Kalk ve battığın yerden doğ denilir! Bunun üzerine güneş batı tarafından doğar.
Bu alamete şahit olan insanların hepsi imana gelir, ancak tevbe kapısı artık
kapanmıştır. İşte o gün şu ayette bize bildirilen gündür:

“…Rabbinin ayetlerinden bazısı geldiği gün, önceden iman etmeyen veya imanından
bir hayır kazanmayan kimseye (o günkü) imanı hiçbir fayda vermez.” En’am: 158

Buhârî: 3017, 4362, 4696, 6974, Müslim: 157-159, Ebu Davûd: 4310, 4312, Tirmizî:
2281, 3265-3266, 3763-3764, İbni Mâce: 4068-4070, Ahmed: 5/145 No: 21625, 21679,
21734, 21791, 21874, İbni Kesir Tefsiri: 6/2873-2878

 

8-Dabbetü’l-Arz’ın Ortaya Çıkması

Kıyamete oldukça yakın bir vakitte ortaya çıkacak alışkın olunmayan
alametlerin ikincisi, yerden bir Dabbe’nin canlı hayvanın bir kuşluk vakti
insanların arasına çıkması ve onlarla konuşmasıdır.

Bu hususta Allahu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Söz aleyhlerine gerçekleştiğinde onlara yerden bir dabbe çıkartırız. O dabbe,
onlara hitaben insanların ayetlerimize yakînen (kesin olarak) inanmadıklarını
söyler.”

Neml: 82

Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den Dabbetü’l-Arz’ın ortaya çıkacağına
dair sahih rivayetler nakledilmiştir. Onlardan birisi şudur. Rasûlullah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem) şöyle dedi:

“Dabbe çıkar ve insanların burunlarını damgalar. Sonra o damgalanan insanlar
sizin içinizde yaşarlar. Hatta deve satın alan birine diğeri:

−Onu kimden aldın? diye sorar, o da:

−Burnu damgalı olanların birinden (aldım), der.”

Ahmed: 5/268 No: 22664, Buhârî Tarih: 3/172, Mecmau’z-Zevaid: 8/9, Albani Sahiha:
322

Ancak onun niteliği, nerede ve nasıl ortaya çıkacağı, başka neler yapacağı
hakkında birbirine muhalif, sıhhatleri hakkında da fikir sahibi olamadığımız
birçok rivayetler nakledilmiş ve bunlara dayalı görüşler ortaya sürülmüştür.

Hafız İbni Kesir (Rahmetullahi Aleyh) değerli tefsirinde şöyle demiştir:

“Bu canlı, ahir zamanda insanların bozulduğu ve Allah’ın emirlerini terk ederek
gerçek dini değiştirdikleri sırada ortaya çıkar. Allahu Teâlâ, onlar için yerden
bir canlı çıkaracaktır. Bu canlının Mekke’den çıkacağı da, Mekke’nin dışında
başka yerlerden çıkacağı da söylenmiştir. O canlı, insanlarla durumları hakkında
konuşacak yani hitap edecektir.”

İbni Kesir Tefsiri: 11/6176-6177

Bu Dabbe’nin sahip olacağı söylenen vasıflardan; uzunluğunun otuz metre, insan
yüzlü, öküz başlı, domuz gözlü, fil kulaklı, dağ keçisi boynuzlu olduğu,
boynuzları arası mesafenin beş bin metre olması, devekuşu boyunlu, aslan
göğüslü, kaplan renkli, kedi böğürlü, koç kuyruklu, deve ayaklı oluşu, önünden
kaçan kimsenin ondan kurtulamadığı, arkasından koşan kimsenin ona yetişemediği,
Musa (Aleyhisselam)’ın asasını ve Süleyman (Aleyhisselam)’ın mührünü taşıması
gibi hakkında söylenen şeylerden hiç birinin delili yoktur.

Hakkında sahih bir nass gelmediği için bu konunun peşine düşmek ve kesin bir
hüküm vermek doğru olmaz. Ancak bize bildirildiği kadarına iman etmeli ve teslim
olmalıyız.

Aynı şekilde bu canlının akıbeti hakkında da herhangi bir delil bulunmadığı
gibi, bu hususa dair bir görüşe de ulaşamadım.

Müslim: 2941/118, Ebu Davûd: 4310, İbni Mâce: 4069, İbni Kesir Tefsiri:
11/6176-6181, Kurtubî Tefsiri: 13/231-237

 

9-İnsanları Önüne Katıp Sevk Eden Ateş

Kıyametin büyük alametlerinin sonuncusu ise, Yemen’in Aden ile Hadramevt
şehirleri civarından büyük bir ateş çıkmasıdır. Bu ateş insanları kuzeye, Şam
topraklarına doğru göç etmek zorunda bırakacaktır. Artık bu alametten sonra
kıyamet kopacak, imtihan bitip hesap görme ve karşılıkların verileceği ebedi
hayat başlayacaktır.

Bu hususta Kur’an’da bir delil bulunmamakla beraber Rasûlullah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmaktadır:

“Sizler şu on alameti görmedikçe kıyamet kopmayacaktır: Duman, Deccal, Dabbetü’l-Arz,
güneşin batıdan doğması, İsa Aleyhisselam’ın yeryüzüne inmesi, Ye’cüc ve Me’cüc,
birisi doğuda, birisi batıda ve diğeri de Arap Yarımadası’nda olmak üzere üç yer
çöküntüsü. Bu alametlerin sonuncusu ise, Yemen’den Aden’in en uzak yerinden
çıkıp insanları göç ettiren onları haşrolunacakları yere doğru önüne katarak
süren bir ateştir.”

Müslim: 2901/39-40, Ahmed: 4/6-7

Bu hadisin şerhinde İmam Maverdî şöyle demektedir:

“Aden ve Yemen’in en uzak noktasından çıkacak olan bu ateş, hadiste açıklandığı
gibi insanları haşredip toplayacaktır.”

Nevevî Müslim Şerhi: 5/2745

İbni Ömer (Radıyallahu Anhuma) şöyle dedi:

“Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

“Kıyamet gününden önce Yemen’in Hadramevt şehrinden veya Hadramevt Denizi
tarafından bir ateş çıkacak ve insanları toplayacaktır. Sahâbe:

−Ya Rasûlallah! Bu durumda bize ne emredersin? diye sorunca Rasûlullah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem):

−Size Şam’ı tavsiye ederim.” buyurdu.

Tirmizî: 2314, Ahmed: 2/8 No: 4536, 5146, 5376, 5738, 6002

Ebu Hureyre (Radıyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

“İnsanlar dünyanın son döneminde bazı şeylere rağbet edip onları isteyen ve bazı
şeylerden korkanlar olarak üç grup halinde haşrolunurlar: İkisi bir deve
üzerinde, üçü bir deve üzerinde, dördü bir deve üzerinde, hatta onu bir deve
üzerinde sevk olunurlar. Bunların kalanlarını yani üç gruptan üçüncüsünü ise,
bir ateş haşredip toplar. Onlar nerede kaylule yaparlarsa ateş de onlarla
beraber kaylule yapar. Onların geceledikleri yerde onlarla beraber geceler,
onların sabahladıkları yerde onlarla beraber sabahlar, onların akşamladıkları
yerde onlarla beraber akşamlar.”

Kaylule: Öğle ile ikindi vakitleri arasında yapılan ve Rasûlullah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem) tarafından da yapılması tavsiye edilen uykunun adıdır. Bu
uykunun insan vücuduna faydası tıbben de tespit edilmiştir.

Buhârî: 6438, Müslim: 2861/59

İbni Kesir (Rahmetullahi Aleyh)’in de dediği gibi bu hadiste ravilerden
kaynaklanan bir eksiltme olduğu aşikardır. Çünkü üç gruptan bahsedilmekte, ancak
iki grubun durumu hakkında bilgi verilmektedir. Şu hadiste eksik olan birinci
grup hakkında bilgi verilmektedir:

“İnsanlar kıyamet gününde üç grup halinde haşredilirler: Bir grup yiyeceğini
yemiş, giyeceğini giymiş ve bineğine binmiştir…”

Ahmed: 5/164-165 No: 21788

Hafız İbni Kesir (Rahmetullahi Aleyh) bu hadisleri zikrettikten sonra şöyle
demiştir:

“Bu hadislerde bahsedilen haşir, dünyanın son vakitlerinde mevcut olan
insanların, haşir yeri olan Şam diyarında üç sınıf olarak toplanmaları demektir.
Bu üç sınıftan biri yiyeceğini yemiş, giyeceğini giymiş ve bineğine binmiştir.
İkinci grup bazen bineğe biner, bazen de yaya gider. Bunlar binek azlığından
dolayı iki kişi bir deveye, üç kişi bir deveye ve on kişi bir deveye nöbetleşe
binerler. Üçüncü gruba gelince; Aden’in derinliklerinden çıkıp insanları her
taraflarından kuşatan ateş, onları önüne katıp yaya olarak mahşer sahasına
götürür.”

Ölüm Ötesi Tarih sayfa: 183

İmam Nevevî (Rahmetullahi Aleyh) ise şöyle demiştir:

“Alimler, bu haşrin, kıyametten ve Sûr’a üflenmesinden önce, dünyanın son
vakitlerinde olduğunu söylemişlerdir. Bunun delili ise, ateşin o insanlarla
beraber kaylule yapması, sabahlaması ve akşamlamasıdır. Çünkü kıyamet koptuktan
sonra sabahlama, akşamlama vs. yoktur. Müslim’in zikrettiği gibi bu, kıyamet
alametlerinin sonuncusudur.”

Nevevî Müslim Şerhi: 5/2718-2719

Tüm bu rivayetlerden Şam bölgesinin, insanların toplanacağı haşir alanı olduğu
anlaşılmaktadır. Şüphesiz ki bu, o diyarın faziletinden kaynaklanmaktadır.
Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Şam diyarını övmüş, orası için dua
etmiş ve oraya yerleşmeyi teşvik etmiştir. Bu konu hakkında bazı hadisler
vardır.

Birinci Hadis:

Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Ne mutlu Şam’a! Bizler:

−Ya Rasûlallah! Bu hangi sebepten ötürüdür? dedik.

−Çünkü Rahman’ın melekleri kanatlarını Şam’ın üzerine germiştir.”

Tirmizî: 4211

İkinci Hadis:

Muaviye bin Hayde (Radıyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e:

−Ya Rasûlallah! Bana nereyi tavsiye edersin? diye sorunca Rasûlullah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem):

−‘İşte şurayı’ dedi ve eliyle Şam tarafını gösterdi.”

Tirmizî: 2288

Üçüncü Hadis:

Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Yapılacak olan savaş gününde Müslümanların sığınağı, Şam şehirlerinin en
hayırlısından biri olan ve kendisine Dimeşk denilen şehrin yanındaki el-Ğuta
olacaktır.”

Ebu Davûd: 4298

Dördüncü Hadis:

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

“Ey Allah’ım! Şam’ımızda bize bereket ihsan et! Ey Allah’ım! Yemen’imizde bize
bereket ihsan et!” diye dua etti.

Buhârî: 6954, Tirmizî: 4210

Beşinci Hadis:

Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−Yakında işler sizin muhtelif ordulara ayrılmanız şeklinde olacak; bir ordu
Şam’da, bir ordu Yemen’de ve bir ordu Irak’ta olacaktır. Bunun üzerine İbni
Havale (Radıyallahu Anh):

−Ya Rasûlallah! O zamana yetişirsem benim için onlardan birini seç, deyince
Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

−Sen Şam’ı seç! Orası Allah’ın arzının en hayırlısıdır. Allah kullarından en
hayırlı olanları orası için seçer. Şayet Şam’a gitmeyi istemezseniz Yemen’i
seçin ve havuzunuzdan için. Şüphesiz ki Allah Şam’a ve ahalisine benim için
vekil olmuştur.”

Ebu Davûd 2483

 

 

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ